Bu blog bir insanın gidemediği enteresan yerleri anlatmasından oluşur. Diğer gidemeyen anlatıcıların bloglarından farkı; bir nebze de olsa adı sanı duyulmamış, haritada yeri "çat!" diye gösterilemeyen yerlerden oluşmasıdır. Bu garip yerlerin listesini sağ taraftan görebilirsiniz. Ha, blog sahibi buralara bir gün gidecektir, orası kesin. O gün hangi gün, işte onu bilemiyoruz...

17 Aralık 2013 Salı

Hokkaido

Dünyada en çok sevdiğim şey seyahat etmek, ikinci olarak sevdiğim şey ise seyahat hayali/planı kurmak sanırım. Birkaç günde bir havayolu sitelerinde “hımm, şurası ne kadardır acaba?” araştırması yapıyorum, sonrasında kapsamlı bir konaklama sitesine girip ucuz ve güzel neresi var bakıyorum. Sonuçta ne zaman seyahat fırsatı çıkacağı belli olmaz. Yılbaşı çekilişi de yaklaşıyor zaten. Bununla beraber boş turist olarak gitmek bize yakışmaz; tarihi nedir, halkı nerden gelmiş nereye gitmektedir, bunları bilmek lazım. Dünyanın bütün tarihi dev bir kitap ve karşılaştıra karşılaştıra sıkça okumak  gerek. Biraz deliyim, evet.

 

Benden daha deli olanlar da var ama. Mesela Japonlar. Nedense bize Japonlar hep Uzakdoğu’da teknoloji üreten, garip ama güler yüzlü insanlar topluluğu olarak gelir. Hani bir Nanking Katliamı ya da Unit 731 olsun, Kore işgali olsun, sanki bu sevimli insanlarla alakası olmayan olaylardır. Sonuçta Japonlar bize samuray geleneğinden gelen, onurlu, onuru zedelenince çat diye kendini öldüren (seppuku/harakiri falan) insanlar olarak anlatıldı. O samurayların sadece kendi efendilerine bağlı olduğu ve yabancı ya da düşman olarak gördüğü herkesi arkadan vuran, her türlü pis oyunla öldüren kişiler olduğu es geçildi. “Yok artık!” diyecekler için 1600’lerin sonunda yaşamış ve Japon savaşçı geleneğine çok sıkı şekilde uyan Tsunetomo Yamamoto’nun Hagakure isimli Türkçeye de çevrilmiş kitabını okuyabilir. Kısaca, kendi klanlarından olmayana her türlü alçaklığı yapmış bu samuray cemaati. Zaten bize empoze edilen mangalı, Harajuku kızlı, onurlu savaşçılı Japon kültürü de 2. Dünya Savaşı sonrasında işgal ettikleri Japonya’yı adam edip ayağa kaldırmayı hedefleyen Amerikalı genel vali MacArthur tarafından yaratılmış ve epey tutmuş. Gerçekten enteresan bir dönem, ilginizi çektiyse araştırın derim.


Bu kadar uzun bir girişi neden yaptığımı bilmiyorum, Japonların herkesi kandırıyor olduğunu düşünüyorum arada, sinirleniyorum. Gerçi kendi evlerinde bile benzerini yapmaktan çekinmemişler. Artık bu seferki gidemediğimiz yere giriş yapabiliriz; durağımız Hokkaido – Japonya’nın yerlileri olan ve sonradan çoğunluğu ele geçirecek olan Wajin’ler (bugünkü Japonlar) tarafından soykırıma uğratılmış ve hala köle gibi davranılan Ainu’ların yaşadığı güzel ada.


Hokkaido’nun güzel taraflarına geçmeden önce bu Ainu olayından kısaca bahsetmek istiyorum. Ainu’lar bugünkü Japon adalarının orta-kuzey kısmında, Rusya’ya uzanan Sakhalin’de ve Kuril adalarında güzelce yaşarken Asya anakarasından gelip güneye yerleşen Wajin (Yamato) halkı tarafından kesile kesile Hokkaido’ya sürülmüşler. “Biz şöyle üstünüz, böyle süper safkanız” söylemlerini ağzından düşürmeyen Japonlar da bayağı göçmenler yani bu arada. Bu Yamato halkı Ainu’ları yollayıp toprakları alır ve imparatorluk kurarken Ainu’ları da vahşi ve barbar olarak aşağı görmekten geri kalmamışlar. Muhtemelen Ainu’ların sakallı bıyıklı gürbüz insanlar olmalarını kıskanıp onları hayvanlarla eş tutmuşlar, bu sırada bütün pis işleri yaptırıp köle gibi çalıştırmaktan da geri kalmamışlar. 1800’lerin sonlarındaki Meiji döneminde “gelişme” atılımları yapılmış, Ainu’lar asimile edilmeye çalışılmış, dilleri yasaklanmış ve sadece yöneticilerin belirledikleri yerlerde tarım yapabilmelerine izin verilmiş. “Safkan” Japonların da Hokkaido adasına göçmeleri teşvik edilince Ainu’lar iyice köşeye sıkışmışlar. Bu sırada kuzeyde de işler iyi gitmemiş haliyle. Sovyet Rusya döneminde Kamçatka bölgesinde Ainu olmak yasak, zira öyle bir halkın varlığı Japonya ile olan toprak çekişmelerinde eksi puan demek. Bu yüzden Ainu soyadı taşıyanlar çalışma kamplarına gönderilmiş, kurtulanlarsa soyadını değiştirmek ve Slav soyadı almak zorunda kalmış.


Ainu'lar
 2. Dünya Savaşı’ndan (ve muhtemelen Japonların perişan olmasından) sonra Ainu’lar kimliklerini kazanmak için adımlar atmaya başlıyor. Yaklaşık 25.000 kişi kalan Ainu’lar, Japon hükümetinin yıllarca kaçtığı kabullenişi ancak 2008’de elde ediyor ve yerli halk olarak tanınıyor. Tabii bu sırada binlerce yıllık kültür ve gelenek yok olup gitmiş durumda. Ama Japonlar kaşıkla verdiklerini kepçeyle alıyor ve zaten daracık bölgede kalmış olan Ainu kalıntılarını da baraj yapmaca gibi yöntemlerle toprak altına gömüyor hâlihazırda.
 
Turistik Ainu Köyü (Soyunu kırsan da üzerinden para kazanabilmelisin)
Dediğim gibi, bilgisiz turist olmayın. Tabii mutsuz turist de olmayın. O yüzden artık Hokkaido’nun güzel taraflarına geçmek istiyorum. Hokkaido, Japonya’nın kuzeyinde yer alıyor ve ülkenin en büyük ikinci adası. Japonlara soracak olursanız komşu Kuril adalarının birkaçı da onların ama Rusya pek öyle bakmıyor duruma.
  

Bütün kötü tarihi bir kenara bırakacak olursak, Hokkaido çok güzel bir doğaya sahip. Pek çok doğal parka ev sahipliği yapıyor.


Özellikle Japonya’nın geri kalanına kıyasla Hokkaido’da yazların daha az nemli olması adanın çekiciliğini arttırıyor. Doğal güzelliklerin yanında Sapporo gibi büyük şehirler de var ve Japon hayatını görmek isteyip Tokyo’nun karmaşasından gözü korkanlar için ideal.



Japonya’ya gitmişken Sakura’ları yani kiraz ağaçlarını çiçeklenmişken görmemek olmaz. Hokkaido size bu fırsatı da sunuyor. Bununla yetinmezseniz ünlü turnaları ve akıntının tersine yüzen somonları da yine burada görebilirsiniz. 
Kiraz ağacı (Sakura)
Ünlü Japon turnaları
Çiçekler ve hayvanlar çok ilginizi çekmiyorsa Hokkaido’da kayak da yapabilirsiniz zira kar da bol orada. Dediğim gibi, gerçekten çok güzel bir ada.



 Peki, nasıl gidilir? İstanbul’dan Sapporo’ya gitmek biraz uzun ve pahalı gerçekten ama kiraz çiçekleri için değmez mi? Eğer çok paranız varsa tek aktarma ile Seul ya da Osaka üzerinden gidebilirsiniz mesela, THY ikisine de uçuyor ama önümüzdeki Mayıs için, yani Sakura’ların açtığı ay için bu rahat yolculuğun bedeli gidiş dönüş 10.000 lira. Yok, ben daha mütevazı bir şekilde gitmek istiyorum derseniz iki aktarma ile 2.300 liraya falan kurtarabilirsiniz. Konaklama seçenekleri ise geniş.



Tarih, kabus gibi çöküyor bazen üzerimize. Ama Hokkaido’nun, muhteşem doğasına bakarken olup bitmiş tüm korkunç şeyleri –kısa bir süreliğine de olsa- unutturabileceğine inanıyorum.


Gelecek yazıda daha enteresan ve daha gidilemez bir yerde görüşmek üzere, よい旅行を!


Kaynaklar:
Wikipedia
Ekşi Sözlük
http://www.benhills.com/articles/japan-unlimited/item/79-the-last-angry-ainu
http://www.tofugu.com/2013/11/08/the-ainu-reviving-the-indigenous-spirit-of-japan/
http://www.2kamuymintara.com/aus/history.htm
http://www.mtholyoke.edu/~wfukui/history.htm
http://en.visit-hokkaido.jp
http://www.roughguides.com/gallery/20-great-places-to-pitch-a-tent/#/11
http://www.pixohub.net/2013/01/spring-flowers-on-hillside-hokkaido.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder